Çocukların Ruhuna Dokunmadan Geleceği İnşa Edemeyiz
Mehmet Karadağ’ın Kaleminden
Bir ülkenin geleceğini inşa etmek istiyorsak önce çocuklarının dünyasına bakmalıyız. Çünkü çocuk edebiyatı yalnızca çocuklara hikâye anlatmak değildir. Çocuk edebiyatı; geleceğin insanının düşünce dünyasına, hayal gücüne, vicdanına ve değerlerine dokunabilmenin en güçlü yollarından biridir.
Bugün çocuklarımızın karşı karşıya olduğu sorunlar geçmişten çok farklı. Akran zorbalığı, dijital bağımlılık, nefret, kıskançlık, şiddet içerikleri, çevre duyarsızlığı ve engelli bireylere yönelik farkındalık eksikliği, artık yalnızca ailelerin değil, toplumun tamamının gündeminde.
Peki bu sorunlarla nasıl mücadele edeceğiz?
Sadece yasaklarla mı?
Sürekli nasihat ederek mi?
Bağırarak, cezalandırarak, korkutarak mı?
Hayır.
Çocukların dünyasına ulaşmanın yolu, onların dilinden konuşabilmekten geçiyor. Bunun en güçlü araçlarından biri ise kitaplardır.
Mazideki kahramanları geleceğin çocuklarıyla buluşturmanın yolu da kitaplardan geçmektedir.
Kendi kültürümüzün, tarihimizin ve medeniyetimizin yetiştirdiği kahramanları çocuklarımızın dünyasına taşımalıyız. Ancak bunu kuru bir tarih anlatımıyla, ezberletilen bilgilerle veya sürekli nasihat eden metinlerle yapmak yeterli değildir. Çocuk kahramanı sevmeli, onunla gülmeli, onunla maceraya çıkmalı ve farkında olmadan ondan değerler öğrenmelidir.
İşte çocuk edebiyatının asıl gücü burada ortaya çıkıyor.
Millî ve manevi değerlerin içini doldurmak, onları çocukların anlayabileceği bir dille anlatmak zorundayız. Sevgi, adalet, merhamet, dayanışma, sorumluluk, saygı, vatan sevgisi ve yardımlaşma gibi kavramlar yalnızca kitapların sonunda sıralanan güzel kelimeler olmamalı. Çocuk, bu değerleri hikâyenin içinde yaşamalı.
Bir kahraman arkadaşının zorbalığa uğradığını gördüğünde ne yapmalı?
Bir çocuk dijital dünyanın sınırlarını aşmaya başladığında nasıl davranmalı?
Başkasının başarısını kıskanmak yerine ondan ilham almayı nasıl öğrenmeli?
Engelli bir bireye acıyarak değil, eşit bir insan olarak yaklaşmayı nasıl kavramalı?
Bir ağacı yalnızca yeşil bir varlık olarak değil, geleceğin emaneti olarak nasıl görmeli?
İşte çocuk kitapları tam da bu soruların cevaplarını çocukların dünyasına taşıyabilir.
Bu noktada yayınevlerine ve çocuk edebiyatı yazarlarına da büyük bir sorumluluk düşüyor. Elbette yayıncılık bir ekonomik faaliyettir. Ancak çocuk kitapları söz konusu olduğunda yalnızca ticari kaygılarla hareket edilmemesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü bugün bir çocuğun eline verdiğimiz kitap, yarının toplumuna bırakacağımız en önemli miraslardan biridir.
Bir kitap bazen bir çocuğun düşüncesini, bir düşünce bir karakteri, bir karakter ise bir ömrü değiştirebilir.
Mehmet Karadağ’ın kaleminden çocuk edebiyatına bakışın temelinde de bu anlayış vardır. Geleneksel kahramanlarımızı geçmişin sayfalarında bırakmak yerine onları bugünün çocuklarıyla yeniden buluşturmak; günümüzün gerçek sorunlarını ise çocukların anlayabileceği, sıkılmadan okuyabileceği ve severek benimseyebileceği hikâyelere dönüştürmek...
Çocuklara değerleri zorla öğretmek yerine, onları değerlerin içine hikâyelerle çekmek gerekiyor.
Çünkü çocuk dünyası baskıyla değil, merakla büyür.
Korkuyla değil, sevgiyle şekillenir.
Ezberle değil, hikâyeyle hatırlar.
Bugün çocuk edebiyatına yaptığımız yatırım, aslında yarının toplumuna yaptığımız yatırımdır.
Eğer millî ve manevi kavramların içini çocukların anlayabileceği şekilde doldurabilir, kendi kahramanlarımızı onların hayal dünyasında yeniden yaşatabilir ve çağımızın sorunlarını doğru hikâyelerle anlatabilirsek geleceğin çocuklarını yalnızca akademik açıdan başarılı değil; vicdanı güçlü, düşüncesi zengin, kültürünü bilen, çevresine duyarlı ve insan sevgisiyle yetişmiş bireyler olarak hazırlayabiliriz.
Unutmayalım:
Çocukların eline verdiğimiz her kitap, geleceğe bıraktığımız bir cümledir.
Mesele, o cümlenin nasıl yazılacağıdır.
#MehmetKaradağ #ÇocukEdebiyatı #ÇocukKitapları #ÇocuklarınGeleceği
