Köşe Yazılarımız

Mehmet KARADAĞ ÇOCUK EDEBİYATINDA İLK SÖZ SAHADAN GELİR

Mehmet KARADAĞ ÇOCUK EDEBİYATINDA İLK SÖZ SAHADAN GELİR

Mehmet KARADAĞ ÇOCUK EDEBİYATINDA İLK SÖZ SAHADAN GELİR

ÇOCUK EDEBİYATINDA İLK SÖZ SAHADAN GELİR

Mehmet Karadağ

Çocuk edebiyatında ilk söz, sahada olanlarındır.

Çünkü çocukları anlatmak, yalnızca çocuklar için cümleler kurmak değildir. Onların dünyasına girebilmek gerekir. Neye sevindiklerini, neye üzüldüklerini, neye güldüklerini, neden sustuklarını bilmek gerekir.

Bunu en yakından bilenlerin başında öğretmenler gelir.

Bir öğretmen çocuğun yalnızca dersini görmez. Onun gözlerindeki ışığı da görür. Teneffüste yaşadığı küçük bir kırgınlığı da fark eder. Defterinin kenarına çizdiği resmi de görür. Bazen arkadaşına anlatamadığı bir sıkıntıyı, tek kelime etmeden yüzünden okur.

Çocuk bazen konuşarak değil, susarak anlatır.

Öğretmen bunu bilir.

Çocuk edebiyatı da biraz böyle bir dikkat ister.

Çocuğun dünyasına uzaktan bakarak onun adına hikâyeler yazmak mümkündür. Fakat o dünyanın sesini duymadan, heyecanını yaşamadan, merakını anlamadan yazılan metinlerin bir yerinde mutlaka eksik kalan bir şey vardır.

İstanbul'u görmeden İstanbul'u anlatmaya benzer bu.

Haritalardan İstanbul'u öğrenebilirsiniz. Tarihini okuyabilirsiniz. Fotoğraflarına bakabilirsiniz. Boğaz'ın nerede olduğunu, hangi semtlerin bulunduğunu anlatabilirsiniz.

Ama vapurun güvertesinde yüzünüze çarpan rüzgârı hissetmediyseniz, akşamüstü Boğaz'a düşen ışığı görmediyseniz, bir sokağın köşesinde deniz kokusuna karışan simit kokusunu duymadıysanız İstanbul hakkında kurduğunuz cümlelerin bir yerinde eksik kalan bir şey olacaktır.

Çocuk edebiyatında da durum böyledir.

Çocuğun yanında olmak gerekir.

Ben Mehmet Karadağ olarak kaleme aldığım eserlerde kullandığım karakterleri ve figürleri yalnızca masa başında hayal ederek oluşturmadım.

Onların ilk muhatapları, hayatlarının bir yerinde karşılaştığım çocuklardır.

Konuştuğum, dinlediğim, birlikte güldüğüm, bazen bir sorusuna şaşırdığım, bazen bir bakışında kocaman bir hikâye gördüğüm çocuklar...

Çocuklarla kurduğum temas, benim için yalnızca öğretmenlik mesleğinin olağan bir parçası değil.

Aynı zamanda yazarlığımın beslendiği en güçlü kaynaklardan biri.

Bir çocuğun söylediği küçücük bir söz, bazen sayfalarca anlatılabilecek bir hikâyenin kapısını açabiliyor.

Bir öğrencinin merakı bir karaktere dönüşebiliyor.

Bir çocuğun korkusu hikâyenin düğümünü oluşturabiliyor.

Bir çocuğun kahkahası ise bazen kitabın en güzel cümlesi olabiliyor.

Bu nedenle çocuk edebiyatını yalnızca yetişkinlerin çocuklara anlattığı bir alan olarak görmüyorum.

Çocuk edebiyatı, çocukla yetişkin arasında kurulmuş görünmez bir köprüdür.

Bu köprünün bir ayağı edebiyatsa diğer ayağı çocuğu tanımaktır.

ETKİLENMEK BAŞKA, TAKLİT ETMEK BAŞKA

Çocuk edebiyatında üzerinde özellikle durduğum konulardan biri de özgünlük.

Bir konu üzerine yazarken, o konuda daha önce kalem oynatmış yazarların eserlerini elbette merak ediyorum.

Mevlânâ'nın çocuklara ulaşan eserlerine, Behiç Ak'ın çocuk dünyasına açılan kitaplarına ve çocuk edebiyatında iz bırakmış daha nice değerli yazara bakıyorum.

Fakat çoğu zaman bunu dosyamı tamamladıktan sonra yapmayı tercih ediyorum.

Bunun çok basit bir nedeni var.

Önce kendi çocuğumu, kendi zamanımı ve kendi dünyamı dinlemek istiyorum.

Başka bir yazarın cümlesini zihnimde taşırken kendi cümlemi kurmanın zorlaşmasından çekiniyorum. Etkilenmekten değil, farkında olmadan benzemekten korkuyorum.

Bu yaklaşımımın Mevlânâ'yı, Behiç Ak'ı veya çocuk edebiyatına emek vermiş başka bir yazarı küçümsemekle hiçbir ilgisi yoktur.

Tam tersine.

Büyük isimlere duyduğum saygının bir sonucudur.

Onların kurduğu cümlelerin izinden yürümek yerine, kendi yolumu bulmaya çalışıyorum.

Dosyamı tamamlıyorum.

Sonra dönüp aynı konu üzerine yazılmış eserlere bakıyorum.

Bazen birkaç kelimenin birbirine yaklaştığını görüyorum. Bazen ortak bir düşünceyle karşılaşıyorum.

Fakat hikâyenin kuruluşuna, karakterlerine, olay örgüsüne ve anlatımına baktığımda başka bir yerde durduğunu görüyorum.

İşte o zaman içim rahatlıyor.

Çünkü mesele aynı konuyu hiç kimsenin daha önce yazmamış olması değil.

Mesele, aynı konuya kendi pencerenden bakabilmek.

Aynı gökyüzüne bakan iki insan, aynı bulutu farklı görebilir.

Edebiyat biraz da budur.

MAZİYİ UNUTMADAN BUGÜNÜN ÇOCUĞUNA

Ben bugün çocuklara yazıyorum.

Bugünün çocuklarına...

Onların meraklarıyla, onların kelimeleriyle, onların dünyasında karşılık bulabilecek bir anlatımla yazmaya çalışıyorum.

Fakat bunu yaparken maziyi de unutmuyorum.

Çünkü geçmişini unutan bir çocuk edebiyatının kökleri zayıflar.

Geçmişin birikimini bugünün çocuklarının anlayabileceği bir dille buluşturmak gerektiğine inanıyorum.

Benim yazarlık anlayışımda mesele, geçmişi olduğu gibi bugüne taşımak değil.

Geçmişten aldığımız ışıkla bugünün çocuğuna yeni bir yol göstermek.

Çünkü çocuk değişiyor.

Dün başka şeylere şaşıran çocuk, bugün başka şeyleri merak ediyor.

Dün sokakta oynayan çocuk, bugün aynı dünyayı bir ekranın içinden de görebiliyor.

Dünyası büyüyor.

Soruları değişiyor.

Dili değişiyor.

Ama merakı hâlâ aynı.

Ben o merakın peşinden gidiyorum.

Maziyi unutmadan bugünün çocuğuna seslenmeye çalışıyorum.

Kendi sesimi arıyorum.

Bazen buluyorum, bazen yeniden arıyorum.

Fakat şunu biliyorum:

Edebiyat, başkasının sesini ne kadar iyi taklit ettiğinizle değil, kendi sesinizi ne kadar sahici bulduğunuzla ilgilidir.

Çocuk edebiyatında bu ses daha da önemlidir.

Çünkü çocuk sahte olanı çok çabuk fark eder.

Bir cümlenin gerçekten kendisine mi söylendiğini, yoksa büyüklerin dünyasından ödünç alınıp önüne mi bırakıldığını hisseder.

Bu nedenle ben çocuklara yazarken önce onların arasına dönüyorum.

Dinliyorum.

Gözlüyorum.

Soruyorum.

Şaşırıyorum.

Ve sonra yazıyorum.

Çünkü çocuk edebiyatında sahici olan, çocuğun kalbine ulaşır.

Çocuğun kalbine ulaşmayan hiçbir güzel cümle, ne kadar süslü olursa olsun, yalnızca kâğıt üzerinde kalır.

Belki de bu yüzden çocuk edebiyatında ilk söz sahadan yükselmelidir.

Çünkü çocuk edebiyatının en gerçek cümlesi, çocuğun hayatının içinden çıkar.

Dünün birikimini sırtında taşıyıp bugünün çocuğuna kendi sesinle konuşabilmek...

Benim için çocuk edebiyatının özü biraz da budur.

#ÇocukEdebiyatı #MehmetKaradağ #EğitimciYazar #ÇocukKitapları

İlgili Haberler

RAHMET PEYGAMBERİ’NİN GÖLGESİNDE BİR GECE

RAHMET PEYGAMBERİ’NİN GÖLGESİNDE BİR GECE

Gaziantep Neden İleride, Biz Neden Gerideyiz?

Gaziantep Neden İleride, Biz Neden Gerideyiz?

Mehmet Karadağ’ın Kaleminden

Mehmet Karadağ’ın Kaleminden

Urfa’nın En Büyük Zenginliği Çocukları

Urfa’nın En Büyük Zenginliği Çocukları

Haber Bildir